Cuma, Ekim 19, 2007

Grafik tasarımcılar için gerçek staj olanağı! Acil!

Çarşamba, Kasım 22, 2006

Rumuz : "Hep aynı hep aynı" - Bu sektör adam olmaz

Blog'daki yazıları okuyunca, tipik bir "bu sektör adam olmaz" haline büründüm. Ben de tam reklam dünyasındaki işe yaramayan yaratıcılıktan, etki yaratmayan reklamlardan bahsedecekken...

Benim derdim aslında tam da bu: Sektördeki nitelik. Artık -de'leri, -da'ları ayrı yazabilen reklam yazarı aramak değil, fikir üretebilen reklam yazarı bulmak bile zor. "Neil French de kim?" diyen, Bernbach'ın Lemon ilanını bile bilmeyen, hadi onu da geçtim "reklam nedir?" sorusuna doğru dürüst yanıt bile veremeyen bir sürü reklam yazarı, bunların çalıştığı küçüklü büyüklü bir sürü reklam ajansı var ortalıkta. Ben reklam dünyasının Sezen Aksu'suyum diyenler de var, bir guru edasıyla dolasanlar da var.

360 derece pazarlamadan bahsederken, "çevrende 360 derece dön, bak yine aynı yerdesin" demek geçiyor içimden. Çalıştığım her ajansta iyinin ne olduğunu bile bile kötüyü yapan insanları görüyorum. "Neden?" diye sorduğumda "müşteri böyle istedi" yanıtıyla karşılaşıyorum. Bir şekilde ekmek parası dönüp dolaşıp "başlık" parası oluyor.

David Ogilvy'nin ajansa yeni girenlere matruşka gönderip, en küçük matruşka bebeğinin üstüne "senden daha iyilerle calışırsan daha iyi olursun" yazması örneği bile bu şahane ajanslara ders olmuyor.

Her yaratıcı yönetmenin bir koltuğu var. O koltuk bir nevi Führer koltuğu. SS olmayanlar o koltuğa yaklaşamıyor bile. İnsanı işinden soğutan bir bürokrasi, oradan oraya koşmaktan bitkin düşmüş fikirler ve hayaller...

Paul Arden'in, "bu işin %75'i enerjidir, eğer bu sende yoksa sevimli ol!" öğüdü bile artık bana yetmiyor. Bu ajanslar benim enerjimin %75'ini alıyor ve işin kötüsü ben sevimli bir insan değilim.

- - - - - -

Hmm! Güzel bir yazı gibi duruyor. Yani ifade, yazım özeni filan yerinde... Ama bazı sorunları var, bazı soruları davet ediyor:

-‘İşe yaramayan yaratıcılık’tan, ‘etkisiz reklamlar’dan, ‘bu sektör adam olmaz’dan giriyor, führer-prima donna yaratıcı yönetmenlerden yakınıp, Paul Arden’den çıkıyor. Sadece eleştiriyor. Çözüm önermiyor. Hakkı yemeyeyim tabii, belki de yazı uzamasın diye önerilere girmiyor... (Bir kere, bu blogdaki yazılar sektörün adam olmayacağından çok, sektörün insan kaynakları, insan çalıştırma, gençlerin iş bulması, gençlere şans verme vs alanındaki sorunlara daha çok yoğunlaştığı halde, sektörün adam olmayacağına buradan nasıl karar veriyor ki? Belki bütün blogları kastetmiştir...)

- Evet, tanımlanan kişiler ve niteliksizlik sektörde hemen her alanda kol geziyor amma, yazarımız, işaret ettiği durumlar, kurumlar ve eşhas karşısında ne yapıyor? Savaşıyor mu yoksa iş değiştirip duruyor mu? Çoğu yer ve çoğu kişi kötü veya düşük nitelikli olabilir ama hiç mi iyi yer yok? Çalışmıyor mu, çalıştığı işe veya yere küsmüşse, ne yapmayı düşünüyor? Madem sektör adam olmayacak, başka bir sektöre geçmeyi düşünmüyor mu?

- Sektörün düşük nitelikli ve ilkesiz yapısını bu denli iyi anlatabilen bir kişi, niçin adını verecek yerde rumuzla yazar? Niçin Hmm! gibi bir bloga yazar da, sektör dergisi diye şişinen yayınlara makale olarak göndermez? Adını vermekten çekinmesinin nedeni işinden olmaktan korkması mı?

- Yazdıklarından yola çıkarak, ne yapılmalı diyor, değişim için?


Not: İlkeli bir yer, nitelikli insanlarla çalışma arayışı varsa, yazışalım. Bazı yerlere önerebilirim.

Not2: Ben bu üslubu bir yerden tanıyorum ama...

Salı, Ekim 24, 2006

Rumuz : 'ry mm' - Reklam Yazarları yazamıyor mu?

Benim de sorum var; ama biraz farkli. Arastirdim da ülkemizde pekcok reklam yazari bir fikirle cikisi sagliyor. Ajanslarda calismaya basladigi zaman ise, sirketlerle butunlesiyor ve ortaya gunumuzde oldugu gibi yaraticiliktan uzak, diger reklamlarla aynı tarz tanitimlar yapiliyor.

Sorum su: Reklam yazarlari mi yaratici, benzerlikten uzak reklamlar yazamiyor, yoksa sirketler 'aman ne olursa olsun, ti-vi'de cikayim yeterli' mi diyorlar? Hani reklamin iyisi kötüsü olmaz mantiği?

- - - - - - -

Hmm! Yine İnternet Türkçesi harfleri... Öff! Zamanında kıçını kaldırmayıp bu işleri başımıza açan tüm mühendislerin diploması çürüsün inşallah!

Üniversiteli dostum, ilginize ve iltifatlarınıza teşekkür ederim. Kusura bakmayın ama sorunuz farklı filan değil: Eksik bilgi veya varsayımlar üzerinde yürüyen bir soru. Açıklamaya çalışayım.

“Araştırdım da, pek çok reklam yazarı bir fikirle çıkışı sağlıyor, ajanslarda çalışmaya başladığı zaman ise, şirketlerle bütünleşiyor ve ortaya günümüzde olduğu gibi yaratılıcıktan uzak, diğer reklamlarla aynı tarz tanıtımlar yapılıyor.” ne demek, ben anlayamadım.

- Reklam yazarları ajanslarda çalışmazken (?) fikirler üretiyor, çıkışı (neyin çıkışı?) sağlıyor.
- Ama ajanslarda çalışmaya başlayınca (?), şirketlerle (hangi şirketler, ajans mı yoksa reklamveren mi?) bütünleşiyor
(bütünleşmek ne demek? Ruhunu mu satıyor? Onların etkisi altına mı giriyor?) Fikir üretmeyi bırakıyor (?)
- Yaratıcılıktan uzak (?), diğer reklamlarla aynı tarz (?) tanıtımlar (?) yapıyor.

mu demek istiyorsunuz?

Yaratıcılığın, hele reklamda yaratıcılığın nasıl tanımladığını karmaşık bir konu. Ve maalesef biraz geyik konusuna dönüşmüş durumda. Oysa Reklamda Hesapverebilme başlı başına bir önemli konu ve buna göre, kabaca söyleyeyim, sokaktaki adamın veya gazete köşesinde reklam eleştiren profesörün yaratıcılık hesabıyla-kaygısıyla reklamı yapan ve/veya yaptıran şirketin hesabı her zaman aynı olmuyor.

“Reklam yazarları mı yaratıcı, benzerlikten uzak reklamlar yazamıyor yoksa şirketler ‘aman ne olursa olsun, ti-vi'de çıkayım yeterli' mi diyorlar? Hani reklamın iyisi kötüsü olmaz mantığı?” keza, alan dışından birinin sorabileceği türden, toplama bir soru gibi.

Unutmayın ki, önünüze gelen her reklam uzun bir onay sürecinden geçiyor. Önce ajans içinde, sonra reklamveren şirkette. Bazen rekabet kurullarında, özdenetim kurullarında... Zaten yola çıkışta da reklam yazarına verilen siparişin kendisi de bir takım beklentilerin özetlendiği, somut biçimde tarif edildiği bir tür ön sözleşme. Yani reklam yazarı kafasına göre takılmıyor. O siparişteki hedefleri nasıl, neyle en iyi tutturabileceğine kafa yorarak başlıyor işine... Yaratıcılık denen niteliğin ortaya çıkışında, pek çok etmen ve taraf var aslında. Evet, bazı şirketler ve onların ajansları daha rakiplerinkine benzer işler yapıyor; bazıları ise daha cesur, risk alabilen, yenilikler deneyen vb işlere yönelmeyi kendi açısından daha doğru buluyor.

Reklamla tanıtımı aynı cümle içinde ama sanki ayrı şeylermiş gibi kullanmışsınız. Klasik üniversitede okuyorum demişsiniz, merak ettim hangi bölüm?

Sizin de ucundan eleştirir gibi olduğunuz yaygın sallamaya da bir cevap vereyim buradan: Reklamın iyisi olur, kötüsü olmaz! Ne demek bu derseniz, reklam bir yatırımdır; paranızı bir yere-şeye-projeye yatırınca, ne harcayacağım karşılığında neyi ne zaman alacağım diye düşünürsünüz, reklamda da durum farklı değil. Hesabını böyle yapmayanlar, kötü reklamları yapanlardır (reklamı kötü yapanlardır).

Bir de, başlığınızı çözemedim: “RV mi, RY mi?” RV ne oluyor acep? Yazarken vaz mı geçtiniz?

Size de iyi bayramlar.

Salı, Ekim 10, 2006

Rumuz : 'Umutsuz yaşanmaz' - Yaratıcılığın uçsuz bucaksız okyanusu...

Yakin Dogu Universitesi Uluslararasi Iliskiler mezunuyum, 2000 senesinden beridir de California eyaletinde yasiyorum.
Burada bulundugum surede sehir kolejinde pazarlama, uluslararasi ticaret gibi konularda dersler aldim. Kagit, deri, otomobil, devre mulk gibi farkli alanlarda uzun seneler satis elemani olarak deneyimler kazandim. Fakat hic bir urun yada sektor bana istedigim calisma hirsini ve sefkini veremedi. Universiteden mezun oldugum sene, Turkiyede kendime reklamcilik pazarinda yer bulmaya calistiysamda, yeni mezun, is deneyimi az gibi often puften sebeplerden dolayi firsat verilmedi, tam o donemde de zaten Amerikaya goctum, benim Turkiyede ki Reklamcilik maceram daha baslamadan sona ermis buldu.

Yaraticiligin ucsuz bucaksiz okyanusunda, benimde yuzdurecek bir teknemin oldugu fikrini hicbir zaman aklimdan cikarmisda degilim. Size sorum; reklam yazari olabilmem icin bana ne gibi tavsiyelerde bulunabilirsiniz( sektorde is bulabilmemi kolaylastirabilecek bir rehber), tavsiye edebileceginiz bir lisans programi da var midir?

Ilginize Tesekkurler.

- - - - - - -

Hmm! İlginize asıl ben teşekkür ederim. Cevap yazmakta geciktim biraz, özür dilerim.

'Sektörde iş bulabilmemi kolaylaştıracak bir rehber', 'bir lisans programı' derken nereyi kastettiğinizden emin olamadım. Kaliforniya'da mı yoksa buraya dönmeyi mi planlıyorsunuz da onu mu soruyorsunuz ?

Bir kere reklam yazarı olabilmek için Türkçenizin epey hasara uğradığını söylemek zorundayım. De'ler filan bitişik. Şefki gibi sözcükleri de yanlış yazmışsınız. Altı yılda Türkçeniz bu hale geldiyse yazık. İlk önereceğim şey, İnternet üzerinden kendinize Türkçe dilbilgisi kitapları ve yazım kılavuzu ısmarlamanız, unuttuklarınızı (belki de hiç öğrenmediklerinizi) tekrar ele almanız. Reklam yazarlığının başka koşulları, olmazsa olmazları için blogdaki diğer yazılarda verdiğim başka cevapları da okumanız iyi olur. O koşullara uymuyorsanız, ya koşulları dikkate alıp sıkı bir kampa girersiniz, ya da gerçekçi davranıp reklam yazarlığını unutulabilirsiniz. Karar size kalmış.

Lisans konusunda, yine, başta söylediğimi söyleyeceğim. Dönüyorsanız, buradaki programlara bakmanız gerek. Lisans veya sertifika. Hangi şehirde olacaksınız, o bile belirleyici olur. Ama şöyle bir sıralarsak, Bilgi Üniversitesi, Anadolu Üniversitesi, İzmir Ekonomi Üniversitesi bu alanda iyiler. Reklamcılık Vakfının Bilgi ile işbirliği içinde yürütmeye başladığı Adschool lisansüstü ve sertifika programları sunuyor ve çok çok ilginç. Vakfın ayrıca sektörel eğitimleri var. Bilgi Üniversitesi hocalarından Celil Oker'in zaman zaman yaptığı yazarlık atölyeleri çok başarılı.

Yok eğer Kaliforniya'dan söz ediyorsak, sizin oradan araştırmanız daha sağlıklı sonuç verir.

Tekrar edeyim, Türkçe, Türkçe, Türkçe. Mutlaka ama mutlaka elden geçirin. Destekleyin. Cilalayın. Tazeleyin. Hem, çok çok okuyor musunuz ? İyi yazmak için çok okumak da gereklidir. Yoksa, reklam yazarlığını unutun!

Cuma, Eylül 22, 2006

Rumuz : 'Bir Su Bardağı Kızgınlık' - Akılları nerdeymiş ? - CEVAP

Merhaba, 'Bir Su Bardağı Kızgınlık' rumuzlu arkadaşa yanıt vermek istiyorum.

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü 3. sınıf öğrencisiyim. Aynı zamanda Sanat Tarihi Bölümüne çift anadal programıyla devam etmekteyim. Reklamcılık okuyan arkadaşın dikkatini, okuduğu bölüme ve yapacağı işe olan saygısını takdir ediyorum elbette. Fen-Edebiyat fakültesi öğrencilerinden bu kadar mustarip olunduğunu bilmiyordum. Reklamı merak edenlere, ona ve onunla ilgili pek çok şeye ilgiyle ve inceleyici bakışla bakanlara beni de ekleyebilirsiniz. Savunma noktam şu olacak: Bakış.

Göktürkçe, Uygurca, Osmanlıca, Karahanlıca gibi dil derslerinin yanında; yeni ve eski Türk edebiyatı tarihi, Masal, Halk Hikâyesi, Mitoloji, Destan, Seyahatname, Belagât ve Retorik, Güzel sanatlar, Yazılı ve Sözlü anlatım, Metin tahlili gibi edebiyatın dışında tarih, sosyoloji, psikoloji gibi bir sıralama yapmadan hayatın pek çok içine alan ve pek çok alanın içine giren konularla ilgili dersler alıyoruz. Düşüncenin, iletişimin kaynağı olan "dil"i başlangıcından tutup günümüze getiriyoruz; dile dayalı kaynağını hayattan alan söz sanatı şeklinde kısaca tanımlayabileceğimiz edebiyatı, konuşmayı, yazmayı inceliyoruz, bir yazılı metni noktasından imlasına düzeltme işini hallediyoruz. Bizler de dil ve edebiyata bu denli dokunmuşken, kelime oyunlarımızı sürdürürken, hayat alanında onun oyunlarına "başka, farklı, değişik" olabilecek bakışlarımızla bakmaya hiç yanaşmayalım öyle mi? Öyle nitelendirmelerde bulunulmuş ki, reklam metnini yazan insan, onu düzelten insan ve yine metinle sınırlı kalmayıp üreten, ortaya koyan, yapan, etken, etkin ne derseniz ondan, başka alandan çıkamayacak... Renkliliğe, bakış açılarına, yaratıcılığa, dile, söylemenin, iletişimin nasıllığına reklam sektörünün ihtiyacı yoksa siz haklısınız.

Haa şimdi "Ben yaparım, ederim," diye ortaya atmıyorum kendimi. Ama "Reklam okudum, reklamcı olurum; okumayan olmasın," gibi bir bakış ne denli doğru bilemiyorum, ama bana pek hoş görünmüyor doğrusu.

Yumni

Çarşamba, Ağustos 30, 2006

Bu da bir başka yazışma !

sizinle tanisiyoruz ankara markadan.. tebrikler bakiyorum da piyasada ne kadar klonlanmis reklam var çogu kirmizi odullu!! bravo gercekten bravo!! ne kadar yaraticisiniz anlatamam..

kirmizi ödül veriyo gençlere verdiginiz destekten dolayı ama mahi mahiyi arıyoruz 'yok ablacim burda seninle kimse ilgilenmez' deniyo!! ryd, rd bence 5 kurus etmezler!! hepiniz sözde varsınız ama icraatte yoksunuz aynı partiler gibi..

cvp vermeyeceginizi bilsem de yine de bi ihtimal verirsiniz diye umudum var..

hosca kalın..

melih maldar

- - - - - - - - -

Bu ne biçim bir mesaj ? Sarhoşken mi yazdınız yoksa hep mi böyle ters mi yazarsınız ? Terbiye sınırlarını zorladığınızın farkında mısınız ?

Benim ne ilgim var kardeşim Kırmızı yarışmasında verilen ödüllerle ? Seçilen işlerle bir sorunun varsa, bunu açar Hürriyete veya Jüri başkanına söylersin. Yanlış adam, yanlış adres.

Hem ne demek “Mahi’yi arıyoruz, yok ablacım burada seninle kimse ilgilenmez deniyor” ?

Mahiyi ne için aradınız ? Hangi konuda kiminle görüştünüz ? Ne cevap aldınız ? Derdiniz ne ?

1973’ten beri neler yaptığım, neyi temsil ettiğim, kiminle ne kadar ilgilenip yardım ettiğim herkesin bildiği şeyler. (Nitekim Hürriyetin vermeyi kararlaştırdığı kağıt da, gençlerin yetişmelerine yardımcı olduğum vs vs için.) Ama öyle anlaşılıyor ki sizin dünyadan haberiniz yok. Her neyi taktıysanız kafaya, onu bir an önce değiştirmeye bakın. Akıl sağlığınıza önem veriyorsanız tabii.

Haluk Mesci

Pazartesi, Ağustos 28, 2006

Bir yazışmayı aşamalarıyla takdirinize bırakıyorum.

Çeşitli kesimlerden, çeşitli düzeylerde mesajlar alıyorum. Bunlardan birini ve ardından gelişen iletişimi (!) buraya koyayım ki, nelerle karşılaştığım hakkında fikriniz olsun. Yakınmıyorum veya kendimi önemsemiyorum ama biraz da insaf diyorum !
Haluk Mesci


Birinci mesaj, noktası virgülüyle aynen. İsim ve telefon numarasınu çıkardım :

Haluk Mesci Ağabey,30 yaşındayım adım ...... alaylıyım kendi kendimi yetiştirdim..moralim piskolojim berbat.Ama bu mesleğin daha doğrusu mesleğimin iyisiyim üretkeniyim.gazetede sizinle ilgili yazıyı okudum.hemen ümitleniverdim.biraz kana cana geldim.Haluk Ağabey,bana 15 dakkanızı lütfedin ayırın.15 dakkalığına beni evladın yerine koy.size kendimi çalışmalarımla anlatayım.hayatımı şu dakkaya kadar bu meslek uğruna harcadım.ziyan zebil ettim.duygu sömürüsü yapmıyorum.zaten bunu yapamayacak kurnaz davranamayacak kadar moralsiz ümitsiz yorgun durumdayım.sizinle şuan içimden geldiği gibi konuşuyorum.ağabey para pul iş istemiyorum.bu sektörün en kodamanlarındansınız.bana 15 dakkanızı ayırında en azından bu sevdaya boş yeremi kapılmışız kendimizi mi aldatmışız yoksa mesleğimin gerçekten iyisimiyim bunu söyleyiniz.şu dünya gözüyle böylesine bir refarans alabileyimki gözümüz açık gitmesin.bu işten ekmek yemek mutluluğunu yaşayamadım .bari siz beni ölçün biçin.ağabey fena halde dağıtmış durumdayım.beni 15 dakkalığına hayata bağlayın .bir sans verin.15 dakkalık bir müthiş heyacan verin .fazlada bişey istemeyede hakkımız yok.Haluk ağabey durumum budur.bana ister duygu sömürüsü yapıp ağlayan karektersiz bir tip deyin.ister iyiden iyiye çaresiz kalmış samimi ve fakat bitik biri deyin.saygılarımla.


Cevabım :

Hangi alanda çalışıyorsunuz, hangi alanda yetiştirdiniz kendinizi ?
Sakinleşip, kafayı toplayıp bir daha yazın.
Bir iki işinizi gönderin, bir bakayım hele.

Gelen cevap :

Haluk Ağabey projelerim ektedir.saygılarımla ve teşekkürlerimle


Cevap yazmada geciktiğimde gelen hatırlatma :

Haluk Ağabey, nasılsınız ilk mesajını alır almaz büyük bir hevesle 5 çalışmamı ana hatlarıyla yazıp gönderdim umarım elinize geçmiştir ben çalışmalarımın kalitesinden eminim fakat sizin fikrinize yorumunuza düşüncenize katkınıza son derece ihtiyacım var en başta yaptığınız gibi gene bana cevap yazarsanız bende gene minnettar kalırım saygılarımla


Gelenleri okuyup yazdığım mesaj :

Bende bıraktıkları izlenim, ki sadece öyle çalışmış olabilirsiniz, çığır açıcı stratejik yeniliklerden çok, pazarda zaten var olan bazı stratejilerin/araçların uygulama alanlarındaki biçimsel farklılıklar...

Bunlara bakarak kişi hakkında bir hüküm vermek güç. Hatta imkansız. Ama yine de akıl yürütmem gerekirse, böyle yaklaşımlar üretebilen bir kişinin bir ajansın strateji planlama bölümünde iş arayabileceğni, bulabileceğini söyleyebilirim.

Daha önceki mesajımda sormamış mıydım, ne okudunuz, nerede yaşıyorsunuz, neyle meşgulsünüz ? Bunlara bağlı olarak, kendinize bir iş arama yaklaşımı geliştirebilirsiniz. Madem ürünler-hizmetler için fikirler üretiyorsunuz, kendiniz için de yapın benzeri çalışmaları...

Sonucu birlikte görelim.

Aldığımız karşılık, teşekkür :

Hukuki açıdan tarafıma ait olan proje dediğim şeyler hakkında yorumunuza teşekkürler.proje dediğim şeylerin ayarında bitanede sen gönderde bunun ne kadar kolay oldugunu hep beraber görelim.kaldıki bunların ne uygulaması var nede benzeri nede herhangi bişeyden esinlenilmişlerdir.yakası açılmadık mevzulardır.reklamcılığı slogan üretmek reklam senaryosu yazmak grafik tasarım yapmak(ki grafik işinin yüzde ellisinide bilgisayar yapıyo)sanan dahi cocukların yanına bile yaklasamayacağı işlerdir.dedimya proje dediğin diye aşağlıyıcı yaklaşımı boşverde bunlardan bitanede sen gönder.ne kadar sıradan olduklarını görelim.er meydanı.buyur burdan ye.

Benim, hesabı kapatışım :


Önce adam olmayı, insan gibi iletişim kurmayı öğren. Görüş sordun, 1973'ten beri öğrendiklerim, uyguladıklarım doğrultusunda düşüncemi, fikrimi söyledim. Beğenmedin, işine gelmedi diye hemen bozulup, tersiye sınırlarını aşacaksan, uğurlar olsun. Hayırlı başarılar dilerim.

- - - - - - - - - -

Değerlendirmeyi herkese bırakıyorum.